Parlementosu bu araştırma için Prof Dr. Liam Donaldson’ a onay vermişti.
Embriyo sap hücreleri yetişkin insan gövde hücrelerinden farklı olarak vücuttaki kas dokusu, sinir dokusu, organ dokusu ve hatta kemik dokuları gibi değişik türdeki dokulara dönüşebiliyor. Burada dikkat çekilen en önemli nokta hücrelerin 14 yaşından küçük olması, iğne başı büyüklüğünde olması ve bu hücrelerin normal insan hücresinden farklı olarak hücre elemanlarını bünyesinde taşımaması (nükleussuz hücre kullanılması).
Bir başka gelişme ise Prolife-Alliance grubunun ( küretaj karşıtı grup) klonlama çalışması hakkında mahkemeye açtıkları dava hakkında. Kopyalanan bu hücrenin canlı insan hücresi olduğu mantığını savunan bu grup önemli bir ayrıntının halka açıklanmasına vesile oldular. Yapılan kopyalamada kullanılan hücre ‘nukleus’suz yani çekirdeksiz hücrelerdi ve bu hücreler elektrik akımları yardımıyla büyütüldü.
Artık klonlanmayı önleyen engeller azalmaya başladığı gibi çalışmalara destek veren grup sayısı da gün geçtikçe artış gösteriyor. Bu tablo HFEA ( Human Fertilisation and Embryology Act ) nın kontrolünden klonlama çalışmalarının çıkmış olduğunu gösteriyor. Olay basına yansıdığı anda iki araştırma merkezi lisans almak amacıyla başvuruda bulundu. Prolife-Alliance göstericilerine araştırmanın önemini anlatma şansı tanıdıkları için Prof Dr. Liam Donaldson teşekkürlerini iletiyor.
Sağlık departmanı bu klonlama işlemini sakıncalı bularak yasaklamaya çalıştı ve Parlementoya isteklerini belirtiler. Severina Antinori gibi hekimlerin klonlama hakkında bilgisiz oldukları halde insanları kullanabilecekleri korkusunu yaşıyorlar. Severina Antinori bilindiği gibi geçtiğimiz günlerde uluslararası sularda bir gemi ve 20 uzman hekim arkadaşı ile önümüzdeki yılın Kasım ayında yola çıkarak çocuk sahibi olmak isteyen ailelere yardımcı olacağını belirtmiş, 200 kadın denek seçebileceğini ancak bunların içinde Amerikalı çiftlerin bulunmasını istemediğini açıklamıştı. 62 yaşında bir kadını gebe bıraktığı ile ünlenen uzman doktorun kadın deneklerin 8 tanesinin ingiliz olduğunu da açıklamış, ülkesinde yasak olan işlemi uluslar arası sularda yapmak zorunda olduğunu belirtmişti.
Klonlama domuz ve yavru kedilerde başarı olsa da tavşan, kedi ve farelerde başarılı olmadı. Unutulmaması gereken şey araştırma kurallarını yenilemek.
Klonlama Taraftarları
Küçük bir biyoteknoloji sirketinin gözetiminde küçük bir insan embriyosu yaratıldı. Bu kuruluşun çalışması alzheimer diyabet hastalarını, kalp hastalarını, felçlileri iyileştirmek için vaadlerde bulundu. Fakat bu başarı kongre ve Beyaz Sarayda alarm etkisi yarattı. Başkan Bush basına “Toplum olarak hayatı yok etmek için uğraşmamalıyız” açıklamasında bulundu. Kongrenin üyeleri de insan embriyosunun klonlamasına yasaklar getirilmesini desteklediler.
Klonlamada amaç hastalıkları tedavi etmek iken o amaçtan geri düştüklerini belirten araştırmacılar, Dolly koyununun normalden çok daha kilolu ve yaşına göre yaşlı göründüğünü söylüyorlar. Hala önüne geçilemeyen sorunların olduğunu belirten uzmanlar, özellikle standart klonlama işlemini deneyerek yetişkin birinden aldıkları doku örneklerini nükleussuz insan yumurtasına enjekte edilmesi sonucunda bir tane embriyo üretemediklerini, birden fazla hücrenin oluştuğunu ve boyutlarının da normal bir hücre büyüklüğünden yaklaşık iki kat daha büyük olduğunu açıkladılar. Başka bir klonlama yaklaşımı denediklerinde de alınan küme bulut hücrelerin genlerini alıp yine nükleussuz yumurtaya enjekte edildiğinde sonucun çok da farklı olmadığını 3 embriyo elde edebildiklerini ve bunların 6 hücre büyüklüğünde olduğuna dikkati çekiyorlar.
Kopyalama için ortalama 100 tane gövde hücresi gerekiyor. Birçok bilim adamı klonlamayı desteklerken, başarılı çalışmaların olabilmesi için uzun yıllar bu konu üzerinde çalışmaların yapılması gerektiğini söylüyorlar. Beyaz saray bu konu hakkında geçmişte bir kanun tasarısı çıkarmıştı. Bu tasarı; bütün insan klonlamalarının amacının üremeye yönelik değil, tedavi amaçlı olması gerektiğini belirten bir kanun tasarısıydı ve klonlamayı destekleyen bilim adamları senatoyu arayıp bu kanun tasarısını kabul etmesini istemişlerdi.
National Academy of Science Eylül ayında yaptığı basın açıklamasında üreme ve klonlamanın yasal bir çalışma olduğunu belirtti. Birçok bilim adamı da klonlama tekniğinin çok ilkel ve riskli olduğu, sonuçta deforme olmuş bebeklerin olabileceği uyarısında bulunuyor. National Academy of Science’a göre : eğer Kongre yasaklayıcı bir yasa bulunursa bu yasa kesinlikle üreme amaçlı klonlamaya karşı bir yasa tasarısı olmalıdır, tedavi amaçlı klonlama başka gövde hücrelerini kabul etmeyen insanlar için hayat kurtarıcı olabilir; klonlama çok iyi bir seçenek, çünkü hastaların dokularına birebir eşdeğer genetik materyali üretilebiliyor; belki ileride daha iyi bir teknik bulunabilir; böyle güzel sonuçları olabilecek tıp tarihindeki bu gelişmenin önü kesilmemelidir.
Geçmişten ilk Klonlama Fikirleri:
*1938- Hans Speamann fantastik bir deney yapılabileceği klonlama diyebileceğimiz bu deneyde geç evredeki bir embriyonun çekirdeği çıkarılarak bir çekirdeği olan bir yumurtaya aktarılıyordu.
*1952- Robert Briggs ve T. J. King ilk klonlama deneyini gerçekleştirdiler. İleri aşamadaki bir kurbağa yumurtasının çekirdeği çıkarıldı ve başka bir kurbağa yumurtası içine aktarıldı. Ancak deney sonunda yumurta gelişmedi.
*1970- Aynı deney yine kurbağalar üzerinde John Gordon tarafından denendi. Daha iyi bir sonuç alındı. Kurbağa yumurtaları, iribaş olana kadar gelişti ama daha sonra öldüler.
*1984- Steen Willadsen, olgunlaşmamış koyun embriyo hücrelerinden yaşayan bir kuzu klonladığını açıkladı. Daha sonra Willadsen, inek, domuz, keçi, tavşan ve rhesus maymunu da kullandı. Bu deneylerde çok hücreli koyun embriyosundan çekirdek alınıp yumurta hücresine aktarılıyordu. Daha sonra hücre bölünmesi başlıyor, fetus oluşuyor ve gelişme devam ediyordu.
*1994- Daha gelişkin embriyo hücrelerinin ilk klonlamasını Neal First gerçekleştirdi. En az 120 hücrelik buzağı embriyosu klonlandı. Bu çok hücreli inek embriyosunun çekirdeği çıkarıldı ve çekirdek yumurta hücresine aktarıldı.
*1996- Ian Wilmut, Neal First'in deneyini koyunlar üzerinde yaptı. Ancak embriyo hücrelerinin çekirdeğini almak için hücrelerin duraklama dönemine gelmesini bekledi. Sonra çekirdekleri çıkarıp yumurta hücresine aktardı.
*1997- Dr. Wilmut, 6 yaşındaki bir koyunun meme hücresinden klon üretti. Bu defa çekirdek erişkin bir hücreden yani meme hücresinden alınıp yumurta hücresine aktarılmıştı. Dolly 277 yumurta içinde tek hayatta kalan kuzuydu. Dolly'nin oluştuğu hücre Ocak 1996'da birleştirilmişti.
*1998- Tıp doktoru G. Richard Seed, o günlerde anne rahminden aldığı insan embriyosunu başka bir annenin karnına aktarıyordu. İnsan klonlamaya karşı duyduğu ilgiyi ilan etti. Bu konudaki hassas denge, ahlakî tartışmalara yol açtı. Tartışmalar sonucu Amerika Birleşik Devletlerinde insan klonlamaya karşı yasalar konuldu.
*1999- 19 Avrupa ülkesi insanın genetik olarak kopyalanmasını yasaklayan sözleşmeyi Paris'te imzaladı.
A – DNA Nedir?
Kısa bir tanımlamayla DNA (deoxyribonucleic acid ) bir kişinin genetik bilgisinin tamamının yer aldığı temel yapı taşıdır. İnsan vücudunun hemen hemen bütün hücrelerinin bir bileşenidir.
Şekil 1: DNA’nın
sarmal yapısı
1953 yılında Watson ve Crick isimli araştırmacılar DNA molekülünün kendine has özelliklere sahip bir çift sarmal yapı halinde bulunduğunu ileri sürdüler. Watson ve Crick DNA molekülüne ait bir model geliştirdiler. Bu modele göre, bir çok sorunun açıklanması yapılabildiğinden dolayı 1962 yılında bu iki bilim adamına Nobel Ödülü verildi.
DNA’nın hukuk açısından önemi, bir insanın DNA’sının her hücrede aynı olmasında yatar. Örneğin bir kişinin kanındaki DNA o kişinin deri hücrelerindeki, spermlerindeki ve tükrüğündeki DNA’nın aynısıdır.
DNA güçlü bir araçtır. Çünkü her insanın DNA’sı -tek yumurta ikizleri dışında- diğer insanlardan farklıdır. Bu farklılık sebebiyle bir suç mahallinden toplana DNA parmak izlerinin kullanımına benzer şekilde ya kanıt oluşturarak bir şüpheliyle bağlantı kurabilir veya bir kişiyi şüpheli olmaktan çıkarabilir veya bir suç mahallinden elde edilen DNA bişr başka suç mahallinden elde edilen DNA ile karşılaştırıldığında bu suç mahalleri veya diğer yerlerde işlenen suçlarla bağlantı kurulabilir.
Eski bir kanıtın üzerinde adli açıdan değerli bir DNA bulunabilir. Bununla birlikte çevresel faktörleri de kapsayan çeşitli faktörler bir suç mahallinde bulunan DNA’yı etkileyebilir. Bu nedenle bütün DNA kanıtları kullanılabilir bir DNA profili ile sonuçlanmaz. Ayrıca DNA testi tıpkı parmak izleri gibi, görevlilere şüphelinin ne zaman suç mahallinde olduğu veya ne kadar süre orada kaldığı hakkında bir bilgi vermez.
DNA profili nedir?
Insan dokusundan elde edilen DNA’nın belirli bazı bölgelerinin incelenerek “barkod” niteliğinde bir sonuca ulaşılmasıdır. Bu “barkod” bilgisayar tarafindan sayısal bir değere dönüştürülür. Bu DNA profili aynı yumurta ikizleri dışında kişiye özgüdür. Kısacası, bilimsel koşullara ve konu ile ilgili dernekler ile kurumların oluşturduğu çalışma gruplarının tavsiyelerine uygun olarak gerçekleştirildiği takdirde, yeryüzünde DNA profili aynı olan iki kişinin bulunması olanaksızdır. (Tek yumurta ikizleri hariç). DNA profili elde etmek üzere olay yerinden, mağdur ya da mağdurlardan ayrıca sanık ya da sanıklardan biyolojik örnekler alınır. Bu örneklerden DNA ayrıştırılır, saflaştırılır ve DNA molekülü üzerindeki bazı bölgeler binlerce kez çoğaltıldıktan sonra görünürleştirilir. Ortaya çıkan bantlar (“barkodlar”) bilgisayar araciliği ile değerlendirilir. Eğer olay yerinden ya da mağdur üzerinden elde edilen biyolojik materyalin 13 STR bölgesi çalışılarak elde edilen DNA profili, şüphelinin ya da şüphelilerden birinin aynı 13 STR bölgesi çalışılarak elde edilen DNA profili ile tam olarak uyuşuyorsa, burada hata payı 1 trilyonda birden daha azdır. Bir başka deyişle, eğer şüphelinin tek yumurta ikizi yok ise, yeryüzünde aynı DNA profiline sahip ikinci bir kişi bulunamayacağından, olayın faili, şüpheli kişidir.
Şekil 2: DNA barkodları
DNA insan vücudunun neresinde bulunur?
DNA; kanda, spermde, deri hücrelerinde, dokularda, organlarda, kaslarda, beyin hücrelerinde, kemikte, dişlerde, saçta, tükrükte, terde, burun sıvısında, tırnaklarda, idrarda, dışkıda vs.de bulunur.
DNA parmak izlerine benzer:
DNA analizleri birbirine eş olanların tespit edildiği parmak izi analizlerine benzemektedir. Bir şüphelinin kimliğini tespit etmek için DNA veya parmak izi kullanılırken, suç mahallinden toplanan kanıt “bilinen iz”le karşılaştırılır. Kimlik tespit edici özelliklerden yeteri kadarı aynıysa DNA veya parmak izi eş olarak belirlenir. Bununla birlikte, eğer yalnızca bir DNA veya parmak izi özelliği bile farklıysa, bunun o şüpheliden gelmediğine karar verilir.
B – DNA KANITLARININ BULUNDUĞU YERLER, DNA KANITINI TOPLAMA VE MUHAFAZA ETME
DNA hemen hemen her yerden toplanabilir. Burada önemli olan, olayı soruşturanların iyi bir bilgi birikimine ve geniş bir hayal gücüne sahip olmasıdır. Klasik yöntemlerin dışına çıkarak hayal güçlerini kullanan görevliler çözülmesi imkansız gibi görünen olayları çözmeyi başarmışlardır. Örneğin bir salyadan alınan DNA, kurbanın üzerindeki ısırıktan alınan DNA ile eşleştirildiğinde bir cinayet çözümlenebilmiştir. Aynı şekilde bir tecavüz kurbanının DNA’sı suçun işlenmesinden 6 saat sonra şüphelinin cinsel organından alınan DNA ile eşleştirildiğinde olay aydınlatılabilmiştir. Bunlar gibi birçok olay, posta pulları veya kar maskelerinin ağız kısmından alınan tükrük, kurbanın boğazında bulunan ve kökü olmayan tek saç teli gibi materyallerden elde edilen DNA’nın analizi ile çözülmüştür.
Soruşturma görevlileri ve laboratuar çalışanları delil değeri bu kadar yüksek olan DNA kanıtı belirlemek için birlikte çalışmalıdırlar. Olaya ilk müdahale eden görevlilerden, laboratuar çalışanlarına kadar herkes DNA’nın teşhis edilmesi, toplanması, nakli ve depolanması konularını içeren önemli noktaları bilmelidir. Biyolojik materyaller potansiyel olarak ölümcül hastalıklara yol açabilen HIV ve Hepatit B virüsleri gibi tehlikeli virüsleri içerebilir. Bu sebeple ve DNA’nın hassas yapısı gözönünde bulundurulduğunda görevliler, DNA’nın toplanmasının problem teşkil ettiği her durumda laboratuar personeliyle veya uzman delil toplama ekipleriyle temas kurmalıdırlar.
1. DNA Kanıtını Teşhis Etme:
DNA kanıtının çeşitli yerlerden elde edilebileceğini yukarıda belirtmiştik. Aşağıdaki tabloda örnek kabilinden olmak üzere suça ilişkin kanıtlar, DNA’nın bu kanıt üzerindeki muhtemel yeri ve DNA’nın kaynağı gösterilmiştir.
KANIT DNA’nın Kanıt Üzerindeki Muhtemel Yeri DNA’nın Kaynağı
1.Sopa veya benzeri Sapı, ucu
Ter, deri, kan, doku
2. Şapka, bandana veya maske İçi Ter, saç, kepek
3. Gözlükler Burun veya kulak kısmı, gözlük camı Ter, deri
4. Yüze sürülen kağıt mendil, pamuk, temizleme bezi Sürülen yüzey Burun sıvısı, kan, ter, sperm, kulak kiri
5. Kirli çamaşır Yüzeyi Kan, ter, sperm
6. Kürdan Ucu
Tükrük
7. İçilmiş sigara İzmarit Tükrük
8. Pul veya zarf Yalama ile yapıştırılan bölge Tükrük
9. Bant İç, dış yüzey Deri, ter
10. Şişe, teneke kutu veya bardak Kenarlar, ağız kısmı Deri, ter
11. Kullanılmış prezervatif İç/dış yüzey Sperm, vajinal veya rektal hücreler
12. Battaniye, yastık, çarşaf Yüzey Ter, saç, sperm, idrar, tükrük
13. Mermi Dış yüzey Kan, doku
14. Isırık izi Deri, giysi Tükrük
15. Tırnak Sıyrıntılar Kan, doku, ter
2. Bulaştırma :
Çok küçük DNA örnekleri kanıt olarak kullanılabileceğinden, DNA kanıtını teşhis ederken, toplarken ve muhafaza ederken bulaştırma riskine çok dikkat etmek gerekir. DNA kanıtı başka bir kaynaktan gelen DNA ile karıştığında bozulabilir. Bu durum örneğin herhangi bir kanıtın üzerine aksırıldığında ve öksürüldüğünde veya ağzın, burnun veya yüzün herhangi bir bölümünün DNA içerebilecek kanıt alanına dokunduğunda ortaya çıkabilir. “PCR” denilen yeni bir DNA teknolojisi örnek DNA’yı kopyalayabildiğinden bir DNA örneğine bulaştırıcı materyaller yoluyla başka DNA’ların girmesi problem yaratabilir. PCR örnekte varolan tüm DNA’yı toplayacaktır, böylece şüphelinin DNA’sı ile başka bir kaynaktan gelen DNA ayırdedilemeyecektir. Böyle küçük DNA örnekleri toplanırken bulaşmayı engellemek amacıyla ekstra bir özenin gösterilmesi gerekmektedir.
3. Nakil ve Depolama :
DNA içerebilecek kanıt nakledilirken ve depolanırken kuru bir ortamda ve oda sıcaklığında muhafaza edilmelidir. Kanıt kağıt torbaya veya zarfa konulmalı, ağzı sıkıca kapatılarak mühürlenmeli, kanıtın nerede bulunduğuna ilişkin doğru bir tanımlama yapılmalı ve iyi bir gözetim altında tutulmalıdır. DNA içerebilecek olan kanıt asla plastik torbaya konulmamalıdır. Çünkü plastik torbalar kanıta zarar verebilecek derecede nem tutma özelliğine sahiptir. Doğrudan güneş ışığı ve daha sıcak koşullar da DNA için zararlı olabilir. Bu nedenle kanıtın kliması olmayan bir polis arabası veya bir oda gibi ısınabileceği yerlere konulmaması gerekir.
DNA içerebilecek kanıtın bozulmasını önlemek için şu önlemler alınmalıdır:
• Tek kullanımlık eldiven giyilmeli.
• Tek kullanımlık aletler kullanılmalı.
• DNA’nın varolması muhtemel alanlara dokunmaktan kaçınılmalı.
• Kanıtın üzerine doğru konuşmaktan, aksırmaktan ve öksürmekten kaçınılmalı.
• Kanıt toplanırken ve paketlenirken yüze, buruna ve ağza dokundurulmamalı.
• Kanıt plastik torbalara değil yeni kağıt torbalara veya zarflara koyulmalı. Torbaların ağzını kapatmak için zımba teli kullanılmamalı.